Tuesday, December 7, 2010

etki analizi

bu ülkeden mi, zamandan mi yoksa sadece zamanlamadan mi... ama birseyler degisti.
hersey cok güzel olacak, bir anda!

is-ev-is-ev... degil

is-ev-kurs-ev-is-havalimani-otel-is-havalimani-ev-is-kurs-ev.

arada camasir, utu,temizlik etc....

Friday, December 3, 2010

inandigina inanamiyorum!

atesit oldugunu bildirmis olan takim arkadasi birden noel'in etinden sutunden yumurtasindan bahsetmeye baslayinca dayanamayip "sen hristiyan bile degilsin ki" diyen saskin suratima verdigi "evet degilim ama noelle ne ilgisi var" cevabina iki kat saskin, "isa'nin dogumunun mu ne ilgisi var ?" diye karsi cikinca bana isin gelenek gorenek tarafinda kaldigini soylemesi beni bu ikilem mi degil mi ikilemine dusurdu, hele ki noel baba bir azizken!

ama simdi hatirladim, zaten liberallere oy vermisti:)

Monday, November 29, 2010

reciprocity

baskasina söylemeyecegine inanarak sana söyledigim gizli bilgiyi baskalarina söylemisken sen, baskasina söylemeyecegimden emin oldugum bir bilgiyi bana verirken 3 kez "baskasina söyleme ama" demis olmana sinirlenmeme sinirlenmen ironi mi?

Monday, November 22, 2010

ofis habitatinin yazilmamis kurallari

siz oturur yemek yerken karsinizdan geldigini gördügünüz kisiyle selamlasmak icin sizi görmesini bekleme süresi ne kadar olmalidir? kisi yaninizdan gecip gidene kadar gözlerinizi gözlerine dikmek uygun mudur, eger bu durum istenmiyorsa onu görüp kafanizi cevirdiginizi zannetmesi nasil önlenebilir?

Friday, October 30, 2009

bagel...

sabah kahvaltim, istisnasiz bu hafta hergün: tarcinli kuru üzümlü bagel.
yaninda kahve bile yok cünkü ofisteki kahve iggrenncccc....
ahhh ahhh ofiste yapilan sabah kahvaltilarini özledim beaa. taze cay ve pogaca himmm....

Tuesday, August 25, 2009

benim annem guzel annem

bu hamarat ve calisan ev annesi bloglarini okuyorum, icime fenaliklar geliyor (e ne diye okuyorsun o zaman?). saat 6-7 arasi isten cikarsin, 8de anca eve gelirsin, aksam yemegi hazirlar/yer/sofrayi toplarsin, cocukla 2 oyun oynarsin. saat oldu 11. eh artik yat da sabah ise gidebil ama degil mi? cocukla gecen zaman 2-3 saat en fazla. fazladan bir kisisel zevkine vakit ayirabilenlere bakiyorum uykudan odun veriyorlar. ve iclerinde hep bir huzursuzluk. benim basina gelecek de muhtemelen odur, o neden buradan haykirmayi bir borc bilirim: hayat bu mu ulan!!! kader bu mu!!!!!!

portatif meslek

neden "heryerde yapilabilen" bir meslek edinmedim? avukatlik gibi, ogretmenlik gibi, bakkallik gibi (onu acaba simdiden sonra edinebilir miyim?) .... soyle tasi taragi bavula doldurup, gidip baska yere tezgah acilabilecek bir meslek diyorum. plaza disinda da yapilabilecek birsey. sermayesiz birsey. ben bu hikayeyi silip bastan yazsam? konuyu buradan mutlu sona dondurmek cok zor gorunuyor gozume.

Tuesday, June 23, 2009

adam olacak cocuk...

ben olayin detayini bilmiyordum da bu Chris Brown tam psikopat cikti yaw. 20 yasindaki "velet" kendini dag ayisi yerine koymus "kiz arkadasim" dedigi "velet"i dövüyor. sen kimsin ulan kisa pantalonlu dügün sarkicisi!!

"Los Angeles'taki mahkeme, aynı suçu bir kez daha tekrar etmesi halinde 5 yıl hapse mahkum edilecek olan Brown'ı 180 gün kamu yararına çalışma cezasına çarptırdı.
20 yaşındaki Chris Brown, savcılıkla anlaşma yapıp suçunu kabul etmeseydi, 5 yıl hapis cezası alabilirdi."

haber NTVMSNBC.com'dan.

Tuesday, June 2, 2009

adami hasta etmeeeee......

günes acti bu almanlara biseyler oldu. günesin altinda bira icince normalden daha cok sapitmaya basladilar.
cuma günü trende yanimda 40-50 yaslarinda aile babasi tadinda bi herif oturuyordu. o gazete okumaya basladi ben de dergimi okuyordum. yarim saat gecti, gecmedi herif dirsegiyle dirsegimi resmen itekledi. utanmasam vurdu dicem. noluyoruz yaw diye baktim, herif sinirden delirmis bir halde "cok sinir etti" dedi ben de "ne sinir etti?" dedim, "sabahtan beri kollarimiz degip duruyor sinir oldum" dedi. "e ben napiyim" dedim, "ben burda sikistim senin orasi genis az git dedi" (kendisi pencere kenarindaydi). ben de, "adam gibi söylesen anlarim ne kolumu itiyorsun" dedim. 2,5 saat kic kica dönmüs modda geldik. arada kendisi bira almak icin cikti, ben de kendisine yok vermek zorunda kaldim. inerken de hoscakal demedim, oh olsun!!!

ye beni, günümü ye...

dün tatildi.
papa televizyona ciktigina göre bir katolik günü sayesinde daha calismaktan kurtulmus oldum ben.
3 günlük haftasonundan sonra bugün acayip zor geciyor.
hava cok sicak ve beynim genlesti sanirim.
sabahtan beri 1-2 mail atip 1-2 kisiyle görüstüm. "TO DO" listimde daha 50 kadar madde var yapilacak.
patronlar yurtdisina, deniz kiyisi tatil köyüne toplantiya gittiler.
ofiste 2 kisiyiz.
internette ziyaret ettigim her sayfa icin patrona bir mail gittigine inanip panik olmaya basladim. adamin söyledigi herseyi, "su isi 50 kere söyletmeden yap" olarak algiliyorum artik.
tembelligimin bu kadar farkedilmez olmasi imkansiz diye düsünüyorum.
dayanamayip 1 bar cikolata yedim ögleden sonra. daha cok olsa daha cok yerim bugün.
dün gece saat 10da 1 porsiyon tandir kebabi yedim. ama herifler kebabi firina atmadan hasliyorlarmis önce. oldu mu simdi yaw?
üstüne künefe de yiyecektik ama birisi ben sevmiyorum öyle sicak sicak peynirli dedi ve hayallerim suya düstü.
bugün sinemalarda: "back to the diet 2".......

?

is it like you have it or not? is it like you have the soul of an artist or dont?

Friday, May 15, 2009

que sera, sera.....

kücükken sorarlardi her cocuga sordukari gibi:"büyüyünce ne olmak istersin?" ben hep ayni cevabi verirdim: "bilmem". bilmiyordum gercekten de. hala da bilmedim ben o sorunun cevabini. her cocuk illa ki birsey söyler: doktor der pilot der olmadi ögretmen der. "bilmem" der mi? ben bunu 15imde de bilmedim, 18imde de, hala da bilmiyorum. zorla morla birseyler olduk iste sonunda, hosuma da gitmisti okurken yalan olmasin.

birine söyle dedigimi hatirliyorum:"kirmizi ojelerimle gidebilecegim bir isim olsun".

mezun olunca aman bir is olsun da ne olursa diye is aradim, bir coklari gibi. teknoloji firmasina girdim diye mühendislik yapicam zannederken, sacma sapan birsey cikti karsima. meger girdigim pozisyonun ne oldugunu bile anlamamisim ben, ise girmeye calismaktan... tabi yapisti o pozisyon benim üzerime, "uzmanlik" var ya... hani mühendis olacaktim ben? olamadim vallahi! simdi neyim? bilmem....

kirmizi ojelerimle ise gelebiliyor muyum? bazen evet, ama toplanti varsa aksam cikariyorum ojeleri. aman beni "salak" sanmasinlar diye, profesyonel degil diye,ilk tanistigim büyük amcalar beni mimlemesin diye. mimlese neolacak? aman!

"networking" bu yeni icat olmus bisey degil. babamin agzindan dusmeyen laftir: is hayatinda cevren olacak cevren.... o cevre oldu network simdilerde. insanin icinde olmayinca, zorlamayla yapinca hersey ne kadar zor... toplantilarda dogru adamlarin yanina oturacaksin, dogru adamlarla yemege gideceksin, dogru adamlarla arkadas olacaksin, dogru zamanda dogru yerde olacaksin. hesap kitap insani olmayan ben icin o kadar zor ki bunlar. yoruldum! dün bütün gün süren bir toplanti, ardindan topluca gidilen yemek... 24 saat mesaide gibi, "dogru seyi söylemeye" calismak,"dogru hareket etmek", "dogru yemek","dogru icmek"....

icimde yok heralde, ruhumda yok. zorlamasam mi acaba?

tembel teneke bos teneke!!!

patron nasil calisiyor karsimda, haril haril...
pata pata yaziyor birseyler klavyede.
ben de calissam:(
nasil caliscam ben?
calismak nasil icimden gelecek ki benim?

Friday, April 24, 2009

sevgili umit market

seni su an anne babamdan daha cok seviyorum. sadece 5 euroya, haftalardir asermis oldugum can erik+surpriz olarak bagdem caglasina kavusturdun beni. dislerim seyreyene kadar tuza banip banip yiyecegim. ne de olsa sensodin dismacunum var!! hassas dislere dost.

ne is olsa yaparim

biriyle tanisinca sorulan 3. sorudur bu : "ne is yapiyorsun?" bana da cok soran olur/oluyor. dürüstce cevap veriyorum: "vallahi ben de bilmiyorum". komik olmak ya da anlatmak istememek gibi bir derdim yok, alenen bilmiyorum ne is yaptigimi. bildigim tek sey, mümkünse birsey yapmak istememem. ama tabi gün icinde kacamadigim, illa ki birsey yapmam gereken isler de olmuyor degil (napalim ekmek parasi). gecen gün düsündüm ve daha tatmin edici bir cevap buldum: "zaman icinde büyüyüp kocaman olan sirketlerin, büyüklükden dolayi kontrolden cikmis islerini kontrol altina almaya calisiyorum". ben ve etrafimdaki bir cok kisinin is tanimlari o kadar sanal ki. aslinda biz olmadan da yürür bu sirket. ama bizim müdür birilerini inandirmis ki biz cok faydaliyiz ve deli gibi isimiz var,daha cok adama ihtiyacimiz var; saolsunlar onlar da beni ise aldilar. yaptigimiz is, günlük operasyonu yapan insanlarin isine burnumuzu sokup onlarin canini sikmak. her zaman kariyer hedefim "ulan bunlarin da bir is yaptigi yok anca konusup duruyorlar" denilen bölümlere gecip "bir is yapmamak"ti. su anda bunu basardigimi anliyorum ve korkunc canim SIKILIyor.
demek ki neymis: her zaman nehrin diger tarafindaki otlar daha yesil, komsunun tavugu daha semirmis, o kot o kizda daha güzel görünüyor ve baskalarinin kariyeri bizimkinden daha imrenilesi.
bu isin sonu yok sayin seyirciler. maas cekimizle mutlu olmaya calisalim lütfen.

benim sinemalarim

pazartesi günü su filmi seyretmeye gittik (sinemadaki tek ingilizce film oydu). 5 kiz yanyana oturmustuk, ikisi film sonunda agladi, benim gözlerim doldu. sonunda herkesin mutlu olmasina uyuz oldum ve yanimdakine söyle dedim:"they are the exceptions, we are the rules!"
eve geldim, dur iki dakika televizyonu acayim dedim ve almanca dublajiyla Karamel'in 2. yarisina denk geldim. tabi ki sonuna kadar izledim, ilk filme dökemedigim yaslarim durmamacasina akti. tante rose amerikali amcayla bulusmak üzere süslenirken, krize giren deli ablasi varken hayatina baska birinin giremeyecegini farkedip aglaya aglaya makyajini silmesi belki 10. kez yüregimi dagladi.
bu iki film üstüste bana iyi gelmedi.

kisir döngü

kilo vereyim diye bütün gün su iciyorum...
su ictikce tuvalete gidiyorum...
tuvalete gittikce ellerimi yikiyorum...
ellerimi yikadikca ellerim kuruyor...
ellerim kurudukca krem sürüyorum...
daha krem etkisini gösteremeden yine tuvalete gidip elimi yikiyorum...
sudan degil ama tuvalete kadar yürüdügüm yoldan kilo veririm gibime geliyor.

Tuesday, April 14, 2009

balkon gel basima kon...

kendisini ciceklendirme calismalarina 100 eurocuk harcamis oldugum balkonumda oturup patates cipsi yiyorum. bu aralar gozumun onunden ve kafamdan gecen tek sey; tanidigim, bir zamanlar hayatimdan gelmis gecmis, etrafimda olup olan herkes ama herkesin bir sekilde hayatinin askini, isini, yerini,yurdunu, duzenini buldugu benimse dimdizlak, balkonda cips yedigim gercegi. herkes ne is yapacagina, nerede yasayacagina, kimle yasayacagina, nasil yasayacagina karar vermis, ya kararini uygulamis ya da uygulamaya calisiyor. ben balkonda cips yiyorum. ha bir de lanet olasi mutfak lavabosunun tikanikligini acmak su aralar tek hedefim. ararsaniz mutfaktayim.

Thursday, April 9, 2009

aptal düsman

mantik seviyeleri benimle ayni olmayan insanlar benimle tartismasin (seviyenin yüksek ya da alcak olmasi farketmez, yeter ki ayni olsun). o tartismadan sonuc cikmiyor. baska dilden k0nusuyormus da anlasamiyormusuz gibi hissediyorum. zaten ben bu insanlarla tartismam, konuyu kapatir, o adami fisler, "ilerde az muhattap olunacaklar listesi"ne eklerim. bir konu tartisilmaya baslandiginda tüm katilimcilarin kafasinda su amac olmali: bu tartismadan bir sonuc cikacak. bu, bana göre herkesin kazandigi durum. ama her katilimci böyle düsünmüyor, "benim su karsimdakini alt etmem lazim" diye niyetleniyorsa o is koc dövüsüne döner benim de orada isim olmaz.
bu taktik, elalemin adamlariyla tutuyor da, evdeki adami ne yapayim? atsam atilmaz satsam satilmaz. sonuca varmayan tartismalar da rüzgar cani gibi aramizda asili kaliyor, en ufak bir rüzgarda basliyor tangirdamaya. ama benim basim agrimaya basladi yavas yavas......