Sunday, March 4, 2007

MASAL..../EL CUENTO DE PALETICA


O, buraya çok uzaktaki başka bir dünyadan geldi. Buraya Kaf dağından bile uzak bir masal ülkesinden. Denizlerin mavi değil yeşil, kışların soğuk değil sıcak, sarayların kocaman değil tek odalı olduğu bir ülkeden, Erkeklerin değil kadınların haremleri olduğu bir ülkeden. o ülkeye gidebilmek için dağları aşmak, çöller boyu yürümek, koca okyanusları yüzerek geçmek gerek.. Ben, belki ona gidemezdim, ama O, bana geldi beni bulmak için gelmese de, onu beklediğimi bilmese de hatta ben bile bilmesem de.
Bana geldi, beni buldu, kapımı çaldı cesaretini toplayıp. Ama bilmeden, o kapıyı açmanın çalmaktan daha cesurca olduğunu. O, kendi masallarıyla geldi, bana masallar anlattı. O’nun ülkesinin masalları. O masalların o ülkede gerçekten yaşandığını söyledi, bana hala masal gibi gelse de.Ülkesini anlattı bana, masal ülkesini. Kendini anlattı bana. Evet ama masalın içindeki kahraman masalda olduğunu bilmez ki. O da bilmedi zaten. O gerçeğini anlattı bana ama ben onun masalını dinledim.
O benim gerçeğimi gördü, benim gerçek ülkemi.Hoşlanmadı ikisinden de.masalını özledi durdu. Ama masalda yaşanmayacağını da biliyordu çünkü o gerçek hayatın farkına varan bir masal kahramanıydı. Ne Masalı yetiyordu ona artık ne de gerçeğin kendisi. Masal güzelliğinde bir gerçek olabilir miydi? Olur dedi o bana. Ama dedim nasıl olur? Sen dedi sadece gerçekte yaşadın şimdiye kadar, oysa ben hem masalı biliyorum hem de gerçeği. İkisinin bir araya gelebileceğini söylüyorsam bana inanmalısın. Bir masal kahramanına inanabilir mi gerçek dünyadan biri? Masalın güzelliği, çekiciliği masal olmasından gelir zaten. gerçekten kaçırır insanı. onun için yarattı insanlar masalları. Nasıl olur dedi, Ben masaldan geliyorum, ben gerçek değil miyim? Oysa gözlerinle görebiliyorsun beni, dokunabiliyorsun ellerinle, duyabiliyorsun konuştuğum zaman. Evet dedim, yine de masalsın sen, bense masala kaçan bir gerçek insan belki de. Nedir diye sordu, birşeyin gerçekliğine inandıran seni? Cevap veremedim, düşündüm biraz. Bilmiyorum dedim. İşte karşındayım dedi canlıyım ve de gerçek. Kararsızdım, kafamın karıştığını anladı. O halde dedi, beni masala geri göndermek mi istiyorsun? Hayır dedim, istemiyordum bunu, ama ben bir masal kahramanı değildim ki, bir masalda yaşayamazdım. O’nla olabilmek için aynı zamanda Ferhat ve de Mecnun olmak gerekiyordu biraz da Helena için ülkesini tehlikeye atmaktan çekinmeyen Paris. Ben yapabilir miydim bunu? Gerçeğimi hiçe sayıp masal olabilir miydim? Fedakarlıktı bu, göze alabilir miydim? O halde, dedi,bir adım ben gelirsem sana doğru, hazır mısın bir adım da sen atmaya? Nasıl yani dedim, önerdiği çözümü anlamamıştım. Ben, dedi masalımdan çıkacağım senin için, ama sen de masal gibi yaşamalısın gerçek dünyada. Böylece ben kendimi rahat hissedebilirim. Yapabilirdim bunu, neden olmasındı? Ben gerçekten sıkılan bir gerçek insan, O’ysa masalından sıkılan bir masal kahramanı.
Kabul ettim teklifini. Şekerle kaplı bir ev yaptı bana, ben hergün işe gittim, eve geldiğimde o gökyüzüne yıldızları yerleştiriyor olurdu,kışın konuşan kardan adamlar yapardık beraber, tatillerde uçan halısıyla dünyayı gezerdik.haklıydı, masal ve gerçek birleşebilirdi. Ona inanmıştım ve bunu başarmıştık.

2 comments:

Anonymous said...

ama olmaz ki tam isinmistim ki masal bitti. gerçek insanla masal kahramaninin mutluluk masalinin devamini bekliyorum baska masallarda..

coco said...

yaaaa olmaz ablam o iş... gerçek dünyada yaşatmazlar o gençleri... bak romeo'yla juliet bile kavuşamadı bu hayatta